Coğrafi ve Zihinsel Kuşatma..

❝ Tarihte birçok kez kuşatılma süreci yaşadık. Bu süreçlerde hep iki şekilde kuşatıldık; Coğrafi Kuşatma ve Zihinsel Kuşatma.

Coğrafi kuşatma, topraklarımızın kuşatılıp işgal edilmesiydi. Bu kuşatmada hem kuzeyden, hem güneyden, hem doğudan, hem batıdan kuşatıldık. Birçok kez topraklarımızı kaybettik ve çevirmeye alındık. Şüphesiz ki coğrafi kuşatmada sadece topraklarımızı kaybettik. Kaybedilen toprakları, toparlanıp tekrar aldığımız süreçler oldu.

Zihinsel kuşatma ise coğrafi kuşatmadan çok farklı bir süreçti. Zihinsel kuşatmanın kuralları ve şartları çok farklıydı. Zihinsel kuşatma, topraklara değil, daha çok insan zihnine yönelikti. Düşman, işgal ettiği veya edeceği bölgede insanlara zihinsel kuşatmayı uyguluyordu. Özellikle İngilizler ve Fransızlar, 19. yüzyılda Afrika, Asya ve Amerika kıtasında insanları zihinsel kuşatmaya tabi tuttu. İngilizler işgal ettikleri bölgede uzun süre hakim olmak için insanların zihinlerini istediği yönde şekillendirdi. Kitleleri kendi kültürüne alıştırmak için zihinlerini kendi zihnine benzetiyordu. Ya da kullanışlı bir zihin yapısı oluşturuyordu.İngilizler Hindistan’da uygulamaya koydukları bir stratejiyi kısa zamanda birçok yerde uygulayacaklardı.

Thomas Babington Maculay, 1835’de yayımlanan makalesinde şunları yazıyor: “İngiliz dili ve kültürünü tüm Hindistan’a yayarak, öyle bir insan grubu oluşturacağız ki bunlar kanları ve renkleri itibariyle Hintli ama zevkleri, dünya görüşleri, zihinsel yapıları bakımından İngiliz olacaklar.” Bunu Hindistan’da uyguladılar. Osmanlının son dönemlerinde ve özellikle Türkiye’de de yapmak istedikleri ve yaptıkları da tam böyle bir şeydi işte. Kanımız, rengimiz yerli ama zevklerimiz, zihin yapılarımız, dünya görüşlerimiz aynı İngilizlerin ki gibi olacaktı. Bunu Türkiye’de başarmışlardı. İngilizler, hakim olduğu ülkelerde insanların beynine İngiliz kodları işlerler. Böylece insanlar İngilizlerin çıkarı doğrultusunda düşünür karar alır. Kendi dini ve kültürel kodları unuturlar. Şüphesiz bize de bunu yaptılar. Büyük bir kitle beyin olarak teslim oldu. Büyük bir kitlede teslim olmadı direndi.
İngiliz aklı, bazen de kirli ideolojileri, hakim olmak istediği bölgede yayıyordu. En çok da ırkçılık akımlarını yayarak ırklar arasında çatışma oluşturuyordu. Irkçı akımları Osmanlı topraklarında yayarak Osmanlı’nın parçalanmasına neden olmuştu. Osmanlı yıkılıp Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla da dizi, sinema, futbol, müzik, farklı ideolojiler, eğitim kurumları, TV kanalları, magazin vb. araçlarla zihinsel işgali daha da arttırdılar. Fransa, 1790’lı yıllarda Mısır’ı işgal ettiğinde Mısır’a onlarca bilim adamı ve sanatçı götürmüştü. Bunların kimi sosyolog, kimi psikologdu. Bunlar Mısır’ın sosyal yapısını inceleyip kültürünü nasıl değiştireceklerini planlayacaklardı. Fransızlar, Mısır’da matbaayı da kurup Arapça mecmualar basıp halka dağıttırdı. Mısır’da kültürel değişimi başlatmak istiyorlardı. Tüm bunlar zihinsel kuşatmayı gerçekleştirmek içindi. Peki, neden zihinsel kuşatma yapıyorlardı?

Gerçekte bir ülkenin kaynakları; yeraltı ve yerüstü kaynakları olarak ikiye ayrılır. Ülkenin en önemli yer altı kaynakları; altın, gümüş, bakır, petrol, gaz, su, elmas, kömür vb. En önemli yerüstü kaynağı ise “insan” idi. İnsan, geçmişini, özünü, inancını unutmuş ve düşmanına benzemeye başlamış ise yeraltı kaynaklarının sömürülmesinin çok bir önemi yoktur. Yerüstü kaynağı (insan, gençler) sömürülen ülkenin yeraltı kaynaklarının sömürülmesi de değişmez gerçektir. Yerüstü kaynaklarımız her gün biraz daha sömürülüp telef ediliyor. Bir medeniyet petrol ve altın gibi yeraltı kaynaklarını ve toprağını kaybedebilir. Fakat ruhunu ve inancını kaybetmemiş ise tekrar toparlanabilir. Ama ruhunu, inancını ve özünü kaybederse bir daha toparlanamayıp hep köle olarak kalacaktır.❞

Kuşatma, Mustafa Güldağı, Lopus Yayınları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir